BAKAN IŞIK AA EDİTÖR MASASI'NA KATILDI - Ak Parti Kocaeli Milletvekili Fikri Işık : Ak Parti Kocaeli Milletvekili Fikri Işık

BAKAN IŞIK AA EDİTÖR MASASI’NA KATILDI

Ekim 14, 2015  

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, “İnşallah 2016’da her türlü mevsim, iklim ve arazi şartında deneyeceğimiz 30-40 tane araç üretmeyi hedefliyoruz. 2020’den önce de 2019 sonuna kadar da Türkiye’de bunun seri üretimini başlatmayı hedefliyoruz”

12120087_390407001169534_5958168880602761072_o

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, Ankara’daki terör saldırısına ilişkin, “Bu işlerde ne çok fazla kolaycılığa kaçmak, ne de çok aşırı komplo teorilerine yönelmek lazım ama bir veya birkaç örgütün ortaklaşa yaptığı bir eylem olarak değerlendirebiliriz. Hatta bazı farklı merkezlerin talimatıyla yapılmış bir eylem de olabilir. Her ihtimali değerlendirmek lazım” dedi.

Işık, Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası’nda, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Ankara’daki terör saldırısında hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı, yaralılara acil şifalar dileyen Işık, terörün Türkiye’deki huzuru, barışı ve kardeşiliği hedef aldığını söyledi.

Işık, terör saldırısına yönelik çalışmaların devam ettiğine dikkati çekerek, “Eylemde bir örgüt olabilir, birden fazla örgütün ortaklaşa yaptığı bir iş olabilir. Bu işlerde ne çok fazla kolaycılığa kaçmak lazım ne de çok aşırı komplo teorilerine yönelmek lazım ama bir örgütü veya bir kaç örgütün ortaklaşa yaptığı bir eylem olarak değerlendirebiliriz. Hatta bazı farklı merkezlerin de talimatıyla yapılmış bir eylem de olabilir. Her ihtimali değerlendirmek lazım” ifadelerini kullandı.

Terörün temel hedefinin demokratik düzeni ortadan kaldırmak olduğunun altını çizen Işık, “Demokrasi terör örgütleri için kesinlikle havada oksijen olmaması gibidir. Demokrasi güçlüyse terör örgütleri zemin bulamaz” diye konuştu.

Işık, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın saldırının ardından yaptığı açıklamalara değinerek, “Siyaset kurumunun da demokrasiyi güçlendirecek bir tavır sergilemesi gerekir. Sayın Demirtaş’ın yaptığı gibi ‘katil devlet’ anlayışıyla değil… Aksine böyle durumlarda devleti suçlamak yerine terör örgütlerini suçlayıp, terörün her türlüsüne açıkça lanet okuyup, karşı çıkıp birlik ve beraberliğimize vurgu yapması gerekirdi ama tam tersini yaptı. Yani bu eylemi hangi terör örgütü gerçekleştirdiyse onun ekmeğine yağ süren açıklama yaptı. Bu kabul edilemez” değerlendirmesinde bulundu.

Demokrasiye yönelik tehditler karşısında bütün siyasi partilerin bir araya gelerek ortak tepki vermeleri gerektiğine işaret eden Işık, şöyle devam etti:

“Bu çağrıyı Başbakanımız Ahmet Davutoğlu yaptı. Sadece Sayın Kılıçdaroğlu olumlu cevap verdi ama Sayın Bahçeli, Türkiye’de yaşayan her bir insanı rencide edecek şekilde ‘Hayır demeye alışkın olduğumuzu biliyoruz’ gibi bir havada; maalesef ne dediğini kendisinin de çok iyi bildiğini düşünmediğimiz üslupla, birlikte açıklama yapmaya, teröre ortak tepki koymaya maalesef yanaşmadı.

Bahçeli, Hasip Kaplan’ın övgüsüne mazhar olduğuna göre nasıl bir iş yaptığını özellikle MHP tabanının izanına, idrakine havale ediyoruz. Siz eğer böyle durumlarda toplumun genelini değil de aşırı uçların tasvibini önemsiyorsanız bu sizin bileceğiniz bir iş.

Kılıçdaroğlu’nun ilk baştaki yaklaşımı olumluydu, teröre tepki verme açısından ama Kılıçdaroğlu, Başbakan’la görüştükten sonra yaptığı açıklamada talihsiz noktaya geldi.”

Işık, siyaset kurumundan toplumun birlik ve beraberliğine katkı sağlayacak açıklamalar yapılmadığını belirterek, “Bu tavrın ötesinde olayın etkisini büyütmeye çalışan, adeta terör örgütleriyle ve bu işi yapanlarla aynı çizgiye düşen yaklaşımda bulundular. Toplumsal tepkiyi mevcut siyasi iktidara veya mevcut hükümete yöneltmeye çalışan bir tarz gördük. Bunlar ülkede yaşayan insanların neredeyse tamamının tasvip etmediği tavırlar. Vatandaşın ortaya koyduğu tavır, siyaset kurumunun ortaya koyduğu tavırdan daha dengeli, yapıcı ve birlik ve beraberliğe yönelik bir tavır” dedi.

Irak’ın işgalinden sonra bölgede her geçen gün kargaşanın arttığına dikkati çeken Işık, “Türkiye olarak çok daha dikkatli olmalıyız. Terörün panzehiri birlik, beraberlik ve kardeşliktir. Bu bölgede elbette tamamen terörden arındırılmış şekilde yaşama şansımız en azından belirli bir süre için yok. Terörün etkilerini minimize edecek yaklaşımı siyaset kurumu olarak ortaya koymak zorundayız” ifadelerini kullandı.

 “Krediyi iyi kullanamadılar”

7 Haziran seçimleri sonrası ortaya çıkan tabloyu terör örgütü ve onun siyasi uzantısı konumundaki partilerin yanlış yorumladıklarını savunan Işık, şunları kaydetti:

“Terör örgütünün siyasi uzantılarının tavrı belli. Burada bizim çok hayret edeceğimiz bir durum yok. Üzücü olan şu; bu partiyi özellikle 7 Haziran seçimlerinden önce adeta barış ve demokrasi kahramanı gibi sunan çevrelerin bu kadar büyük bir yanılgı içinde olduklarını şu anda görmüş olduklarını biz temenni ederiz. Fakat bunun Türkiye için ağır bir maliyeti oldu. Özellikle 7 Haziran sonrasında ortaya çıkan tabloyu başta terör örgütü ve onun siyasi uzantısı konumundaki partilerin yanlış yorumlamaları, okumaları Türkiye’de bir barış iklimin oluşması için kendilerine verilen krediyi çok yanlış şekilde kullanmaları maalesef Türkiye’ye bir bedel ödetti ama hiç kimsenin kuşkusu olmasın bu noktada Türkiye’ye ödettikleri bedelin kat ve kat fazlasını terör örgütünün kendisi de ödedi ve ödemeye devam ediyor.”

7 Haziran seçimlerinde yüzde 13 oy alan ve parlamentoda 80 milletvekili ile temsil edilen HDP’nin tavrını eleştiren Işık, “Seçimlerin ardından tavır değiştirdiler. Eğer tavrını doğru konumlandırabilseydi Türkiye için bir kazanç da olabilirdi. Zaten 6 milyona yakın insanın büyük bir kısmınında arzusu buydu” dedi. Işık, terör örgütünün de seçimlerden sonra oluşan tabloda “Nasılsa istikrarlı bir hükümet yok, böyle bir ortamda Türkiye Cumhuriyetini dize getiririm” anlayışıyla hareket ettiğini belirtti.

“Eskilerin güzel bir sözü var ‘Bal bal demekle ağız tatlanmaz’. Barış barış demekle de insan barış yanlısı olmaz. Barış da gelmez” diyen Işık, barış için irade gerektiğini aktardı. Işık, şöyle devam etti:

“Öncelikle barış için her türlü terörü lanetlemek, her türlü terörün karşısında durarak her türlü teröre karşı demokratik yollarla mücadele etmek gerekiyor. Bunu yapmayan hiç kimsenin barıştan söz etme hakkı yoktur, bunu yapmayan hiç kimsenin bu ülkede barış istemeye yönelik bu toplumu inandırma imkanı yoktur. Birileri belki çıkar birliği veya ortak düşmanlık sebebiyle bunlara prim veriyor olabilir ama halkımızın bunlara prim vermediğini biliyorum.”

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, yerli otomobilin prototipinin kamuflajlı görüntüsünü AA Editör Masası’nda kamuoyuyla paylaştı. Üretilmiş 3 prototip bulunduğunu belirten Işık, “İnşallah 2016’da her türlü mevsim, iklim ve arazi şartında deneyeceğimiz 30-40 araç üretmeyi hedefliyoruz. 2020’den önce de 2019 sonuna kadar Türkiye’de bunun seri üretimini başlatmayı hedefliyoruz” dedi.

 

Yerli otomobile ilişkin bir soruyu yanıtlayan Işık, artık otomobilde bir paradigma değişimi yaşandığına dikkati çekerek, otomobil teknolojilerinde ciddi bir değişim olduğunun altını çizdi.

Işık, otomobilde mekanik aksamın gittikçe önemini kaybettiğini ifade ederek, buna yönelik yakıt pilleri, batarya, donanım, yazılım, dijital güç aktarıcıların, elektrik motorlarının teknolojideki ağırlığının gittikçe arttığını bildirdi. Türkiye için burada bir fırsat penceresi olduğuna dikkati çeken Işık, 4-5 yılda bu noktada bir geçiş süreci yaşanacağını kaydetti. Bütün otomotiv markalarının da bu sürece hazırlandığına işaret eden Işık, “Belki 10 yıla kalmayacak, artık yollarımızda Apple, Google marka otomobilleri göreceğiz” dedi.

Bu kadar otomobil markalarında farklılaşmanın yaşanacağı bir dönemde Türkiye’nin de kendi markasını üretmesi gerektiğini vurgulayan Işık, bu noktada Türk otomotiv yan sanayinin stratejik bir konuma yükselmesi için yerli otomobili olmazsa olmaz gördüklerini belirtti. “Şu anda tedarikçiyiz, yarın maliyet avantajları başka bir ülke açısından olumlu bir noktaya gelirse bizden tedariği çok rahatlıkla kesebilirler” diyen Işık, otomotiv yan sanayinin tedarikçi olmaktan stratejik ortak olmaya yükselmesi için kesinlikle bir Türk markasının oluşması gerektiğini kaydetti.

Fikri Işık, yerli otomobilin bu yeni teknolojileri geliştirmek için bir platform olduğunu dile getirerek, örneğin bataryanın sadece arabada değil, insansız hava aracından, akıllı evlere kadar kullanılacak bir ürün olduğunu ancak bunun ticarileştirilmesi gerektiğini, bunun da ancak yerli otomobil ile olabileceğini ifade etti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’nın “Bir babayiğit arıyorum” sözleriyle yola çıktıklarını dile getiren Işık, bir yol haritası hazırladıklarını anlattı. Işık, yol haritasında hedeflerinin 2015 yılının ağustos ayına kadar prototiplerin çıkması olduğunu hatırlatarak, “Prototipler şu anda çıktı. İlk defa AA Editör Masası aracılığıyla Türkiye’nin merak ettiği bu prototiplerin bir iki resmini paylaşma imkanımız olacak” dedi.

Prototiplerin fotoğraflarını ve kendi yaptığı test sürüşüne ilişkin görüntüleri paylaşan Işık, şöyle konuştu:

“Bu araçlar kamuflajlı arkadaşlar, otomotiv sektöründe araçların prototip ve deneme süreçlerinde kamuflajlı olması bir gereklilik olarak algılanıyor. Bu gördüğünüz farlar normal far değil, farklı olacak. Bu gördüğünüz çizgiler daha farklı çıkacak, örtmek durumundayız. Şu anda prototiplerimiz üretildi. Üç prototipimiz TÜBİTAK’ın kendi geliştirdiği teknolojilerin yüklenmesi ve bazı testlerin, ARGE çalışmalarının yapılması için şu anda TÜBİTAK’ta Gebze Merkezimizde üzerinde çalışma yapılan araçlar. Bu özel bir pist, deneme pisti. orada aracın ne kadar kısa sürede hızlanabildiğini, ne kadar kısa sürede durabildiğini, yakıt performansını, aracın diğer özelliklerini test edebilelim diye…”

Aracın içten görünümüne yönelik bir fotoğrafını da gösteren Işık, prototiplerin daha da geliştirileceğini ifade etti. Işık, 3 prototipin aynı anda görüldüğü bir fotoğrafla ilgili de şöyle konuştu:

“Şu anda üretilmiş 3 prototip var, 4. prototip de RW Crossover olarak üretiliyor. Şu anda onun üretimi de bitmek üzere. Bunların 3 tanesi farklı, biri hatchback, biri sedan, diğeri de sedan fakat birisi benzinli araç, birisi menzili uzatılmış elektrikli araç, birisi de sadece elektrikli araç. Biri menzili uzatılmış elektrikli crossover dediğimiz menzili uzatılmış ‘jip’ dediğimiz araç, o da şu anda üretiliyor. Dolayısıyla bütün bunlar şu anda yaptığımız programa göre yürüyor. Burada işbirliği yaptığımız kurumlar var, asıl bundan sonrası önemli. Bu teknoloji artık dünyada herkesin kolaylıkla ulaşabileceği bir teknoloji. Bundan sonrası AR-GE ve inovasyona daha çok dayanacak. Menzili uzatılmış elektrikli araç teknolojisini bu araçlara uygulayacağız. Bunları yaparken aracın konforuna, güvenliğine daha fazla odaklanacağız.

İnşallah 2016’da her türlü mevsim, iklim ve arazi şartında deneyeceğimiz 30-40 araç üretmeyi hedefliyoruz. 2020’den önce de inşallah 2019 sonuna kadar da Türkiye’de bunun seri üretimini başlatmayı hedefliyoruz. Bu tam dünyada da otomobil sektöründe bir geçiş dönemine işaret ediyor. İnşallah bir aksilik olmazsa, Türkiye’nin bu noktada istikrar yönünden bir problemi olmazsa, bu projeyi biz programladığımız şekilde sürdürürsek inanıyoruz ki 2020 yılında insanlarımızın tercihine bir Türk markasını da sunmuş olacağız.”

Işık, yerli otomobile bir isim düşünüp düşünmediklerine yönelik bir soruyu da şöyle yanıtladı:

“İsimlerini tasarlama noktasında değerlendireceğiz, şu anda bir isim özellikle vermiyoruz. Biz AR-GE’yi TÜBİTAK olarak üstleniyoruz ama işin seri üretiminde bir babayiğit istiyoruz. Özel sektörün üretimde bulunması temel tercihimiz. Buna yönelik bazı çalışmalarımız, girişimlerimiz var ama özel sektörde bir babayiğit çıktıktan sonra isim de dahil tesislerin nereye kurulacağı, nasıl bir pazarlama stratejisi ve fiyat politikasıyla onları bu babayiğit ile kararlaştıracağız. Biz şu anda daha çok bu araçların teknoloji geliştirilmesine odaklanmış durumdayız. Bir yandan da babayiğit ile ilgili görüşmelerimiz sürüyor.”

 

Şu ana kadar projede bir aksama olmadığını ifade eden Işık, “Ama tabii her noktada olduğu gibi Türkiye’nin yerli otomobil konusunda da olmazsa olmazı istikrardır. Eğer istikrar olursa bu projelere kaynak aktarılabiliyor, istikrar olmadığı zaman maalesef Türkiye’nin öncelikleri farklılaşıyor. O zaman da teknoloji ve üretim 2’nci hatta 3’üncü ve 4’üncü plana düşebiliyor. Arzumuz Türkiye’de istikrarın sürmesi ve bu istikrar sayesinde Türkiye’nin özellikle 2020 yılına geldiği zaman bu alanda ‘ben de varım’ diyebilecek bir başarıyı ortaya koyması” değerlendirmesinde bulundu. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, Türkiye’nin yerli otomobile bütüncül bir bakışla yaklaştığını belirterek, “2020’de en az yüzde 90’a yakın bir yerlilik oranı ile bu araçları üretmiş olacağız” dedi.

Işık, yerli otomobilin maliyeti ve teknik özelliklerinin sorulması üzerine proje maliyeti noktasında rakamların ellerinde olduğunu ama şu aşamada çok fazla detaya girmek istemediklerini söyledi.

Projede, Ar-Ge ve inovasyon boyutunda yapılması gerekenlerin olduğunu kaydeden Işık, “Bugün itibarıyla projemizin yaklaşık maliyetini hesapladık ama şu anda bizde kalsın. Önümüzdeki süreçte ‘babayiğit’ bulunduğunda, o ‘babayiğit’le birlikte proje maliyetini paylaşırız” diye konuştu.

Işık, bu projeyle birlikte iki adımı daha attıklarını belirterek, bunlardan birinin “Otomobil Mükemmeliyet Merkezi” olduğunu bildirdi. Burada Türkiye’nin otomobille ilgili bütün birikiminden ve tecrübesinden faydalanmayı hedeflediklerini vurgulayan Işık, “Otomobil Mükemmeliyet Merkezini 2016 yılında kuracağız. Bu proje ile birlikte o da başlayacak. Bunu da yine TÜBİTAK-Gebze kampusumuzda kuracağız. Aracın Ar-Ge’sini şu anda bu kampusta yürütüyoruz” ifadelerini kullandı.

Işık, bu noktadaki ikinci adımlarının “Motor Mükemmeliyet Merkezi” olduğunu anlatarak, şöyle devam etti:

“Bizim burada tercih ettiğimiz model menzili uzatılmış elektrikli araç. Bu araçta 15 kWh’lık bir batarya düşünün, bu batarya sizin 100 kilometre seyahat etmenizi sağlıyor. Şehir içerisinde bu çok rahatlıkla yetiyor. Aylık 50-60 liralık şarj maliyetiyle, ortalama 100 kilometre hız ile bir ay boyunca şehir içinde rahatlıkla gezebiliyorsunuz ama şehir dışına çıkmanız gerekti, onun için ayrı bir araba almak mantıklı değil veya bu ihtimalden dolayı da arabanın altını tamamen elektrik bataryası ile donatmak da çok makul değil. O zaman menzili uzatılmış elektrikli araç modelinde 15 kWh’lık batarya var, bir de küçük jeneratör var. Şehirler arasında gittiniz, bataryanız zayıflamaya başladı o zaman arkada fosil yakıtla çalışan jeneratör devreye giriyor ve elektrik üretiyor. Hem elektrik motorunuza güç veriyor hem de bataryayı şarj ediyor. Bu şu anda dünyada en çok tercih edilen model.

Biz de bu model üzerinde yoğunlaştık. Dolayısıyla bir dizel veya benzinli motor ihtiyacımız var bunda ama bu arabayı tahrik etmek için değil, sadece elektrik üretmek için. Dolayısıyla hem Türkiye’nin iş makinalarından traktör üretimine, jeneratörden forklift üretimine kadar pek çok alanda ihtiyaç duyduğu motorları geliştirmek için; kamyon üretimi yapan firmaların ihtiyaçlarını gidermek için bir Motor Mükemmeliyet Merkezi kurma projemizi bu yılın sonunda, şu birkaç gün içerisinde neticelendireceğiz. 2016 yılında bunu da faaliyete geçireceğiz.

Türkiye olaya bir bütüncül bakışla yaklaşıyor. Bir taraftan Otomobil Mükemmeliyet Merkezinde yeni teknolojilerin tamamını çalışmak, diğer taraftan da hem yerli otomobilin hem de ülkemizdeki sektörlerin ihtiyaç duyduğu tüm alanlardaki ihtiyaçları gidermek için bir Motor Mükemmeliyet Merkezi kuruyoruz. Bunlar da faaliyete geçtiğinde 2020’de en az yüzde 90’a yakın bir yerlilik oranı ile bu araçları üretmiş olacağız.”

 “Projeye TÜBİTAK öncülük yapacak”

Bakan Işık, yapılacakların TÜBİTAK öncülüğünde mi geliştirileceğinin sorulması üzerine, “Şu anda öncülük bizde. Bu özel sektörün tek başına altından kalkabileceği bir yük değil. Bugün, global otomobil firmalarının Ar-Ge’sinde çalışan personel sayısı, bizim TÜBİTAK’da çalışan personelden daha fazla. Böyle bir dünyada ‘Özel sektör sen bunun Ar-Ge’sini de kendin yap’ demek çok reel değil. Bu noktada TÜBİTAK öncülük yapacak. Devlet olarak biz de Ar-Ge’ye her türlü desteği vereceğiz. Bizzat kendimiz de işin içerisinde olacağız ama seri üretim noktasında hedefimiz özel sektörün bu işe öncülük, liderlik yapması. Seri üretimi özel sektörün yapması” değerlendirmesinde bulundu.

Yerli otomobilin fikri mülkiyet haklarının sorulması üzerine Işık, bunların hepsinin “babayiğit”le konuşulacağını söyledi. Işık, bu noktada devletin yaptığı bütün çalışmaların karşılığında ileride ortaya çıkacak gelirden bir pay almak isteyeceğini belirterek, “Biz bu olaya sadece bir üretim olarak bakmıyoruz. Bu Türkiye’nin en önemli teknoloji geliştirme platformlarından birisidir. Otomobil teknolojileri de pek çok teknolojiyi tetikleyen bir alandır. Türkiye bu alanda var olmak istiyorsa, buraya olan ilgisini azaltmamalıdır. Burada sürdürülebilir bir teknoloji geliştirilmesi için de ticarileşme önemli. Biz bunun yerli otomobil kavramını çok önemsiyoruz. Çünkü teknoloji geliştirme platformunuzu sürdürülebilir şekilde dizayn edip yürütmezseniz o zaman teknoloji gelişiminde çok geri kalırsınız” diye konuştu.

Bu noktada batarya teknolojisini örnek veren Işık, bunun hergün güncellenmesi gerektiğini, dünyada buradaki maliyetlerin her geçen gün azaldığını, bunun yolunun da ticarileşmekten geçtiğini kaydetti.

Işık, projenin enerji ithalatına da olumlu etki yapacağını anlatarak, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Şu anda ortalama bir araç 100 kilometrede 6 litre yakıt tüketirken, burada rakam 2 litre seviyelerine düşecek. Bu her ailenin bütçesine ciddi bir katkı sağlayacak. Minimum yüzde 40 diye bakıyoruz. Hem de Türkiye’nin daha az petrol ithalatı yapması. Çok daha önemli bir sonucu emisyon değerleri, çevre faktörü. Sizin 100 kilometrede 6 litre fosil yakıt tükettiğinizde ortaya salınan gazları düşünün, bir de 2 litreyi düşünün. Hele hele şehir içerisinde araçların çok büyük bir kısmı hiç fosil yakıta geçmeyecek, tamamen elektrikle devam edecek.

Şu anda London Taksi, New York Taksi çalışmalarının bir benzeri gibi İstanbul Taksi olacak. İstanbul’da belli bir süre sonra fosil yakıtlı araçların, ticari taksi olarak kullanılmasına belki sınırlama getirmek durumunda olacağız. Orada tamamen elektrikli araç veya İngiltere’nin yaptığı gibi 100 kilometrede emisyon değerini belirleyip ona göre bir teknolojiye müsaade edeceğiz. Emisyon bizim açımızdan çok önemli. Buna da çok çok olumlu katkı yapacak bir proje. Her açıdan baktığınızda yerli otomobil Türkiye için son derece önemli.”

Işık, proje ile küresel otomobil şirketleriyle yeni bir alanda mı rekabet etmenin hedeflendiğinin sorulması üzerine, küresel firmaların ciddi bir pazar payına sahip olduğu için pazardaki ani değişime müsaade etmediğini, bunun da kendilerine bir fırsat penceresi sunduğunu söyledi.

Mekanik aksamda Türkiye’nin zaten rekabet avantajına sahip olduğuna işaret eden Işık, “Burada gelişen alanlar batarya teknolojisi, yazılım, donanım, elektrikli motor. Bu alanlarda Türkiye’nin bir birikimi, rekabet etme imkanı var. Bu yeni bir alan ve biz bu alanda daha önce olduğu gibi fırsatları heba etmezsek rekabet gücümüz olan bir alana girmiş olacağız. Burada Türkiye’nin kendi iç pazarı var, bu en önemli avantajlarımızdan biri. İkinci olarak uçakla 3 saatlik mesafede 1,5 milyar kişiye ulaşan bir merkez konumundayız. Bir de bizim gerçekten yaratıcı bir insan gücümüz var. Eğer biz bunu iyi organize edebilirsek, dünya devleri ile çok rahatlıkla rekabet ederiz” değerlendirmesinde bulundu.

Bakan Işık, üretim yerine de “babayiğit”in ortaya çıkmasının ardından birlikte karar verileceğini, hatta onun tercihine bırakılacağını dile getirdi. Işık, tüm Ar-Ge’nin şu anda Gebze’deki TÜBİTAK tesislerinde başladığını hatırlattı.

 “Yerli otomobil macerası 2. Abdülhamid’e kadar uzanıyor”

Işık, Türkiye’nin yerli otomobil macerası ve arzusunun aslında Cumhuriyet öncesine dayandığını belirterek, bugünkü global firmalardan birinin 2. Abdülhamid’e bir araç hediye etmek istediğini, 2. Abdülhamid’in kibarca bu teklifi geri çevirdiğini anlattı.

Işık, 2. Abdülhamid’in 1894 yılında Eskişehir’deki TÜLOMSAŞ tesislerinde yerli aracın yapılmasıyla ilgili talimat verdiğini dile getirerek, ancak Osmanlı Devleti’nin o dönemde girdiği süreçte bunun hayata geçmediğini belirtti.

1961 yılındaki “Devrim” otomobili projesinde de çok kısıtlı imkanlar, zor şartlar ve çok kısıtlı bir sürede 4 Devrim otomobili ve 10 tane de yerli motor yapıldığını hatırlattı.

Işık, o dönemin siyasi iradesinin bu projeye sahip çıkmadığını belirterek, şöyle konuştu:

“Söz konusu dönemde Güney Kore’nin de henüz bir otomobil markası yok. Keşke Türkiye o dönemde o projeye sahip çıksaydı. Bizim tarihimizde maalesef iç çekişmelerin nelere mal olduğuyla ilgili çok örnek var. Otomobil hikayesi de bunlardan bir tanesi. Güney Kore’nin yaklaşımını o dönemde Türkiye benimsemiş olsaydı, belki Türkiye dünya çapında birkaç global markaya sahipti. Güney Kore dünyanın en ucunda, dünyanın bir ucundan Avrupa’ya, Amerika’ya, Türkiye’ye mal satıyor. Biz dünyanın tam ortasındayız. Hani Napolyon diyor ya, ‘Eğer dünya sadece bir tek ülkeden müteşekkil olsaydı, hiç kuşkusuz başkenti İstanbul olurdu’ diyor. Bu ne demek, dünyanın merkezindeyiz biz. Böyle jeostratejik konuma sahip bir ülke eğer o işe sahip çıksaydı, bugün dünya çapında belki bir değil, birkaç tane markamız olabilirdi. O dönemde maalesef yine iç çekişmeler, siyasi iktidarın buna sahip çıkmaması ki o dönemin iktidarının kim olduğunu vatandaşlarımız biliyor. Bugün bizi çok fazla eleştirenlerin anlayışı o dönemde iktidardaydı. O dönemde tren kaçtı.”